Yapay zekâ teknolojileri hızla gelişirken, sektörün önde gelen isimlerinden bazıları bu ilerlemenin beraberinde getirebileceği riskler nedeniyle daha temkinli bir yaklaşım çağrısı yapıyor. Ancak ABD’de yükselen “yapay zekâ gelişimini yavaşlatma” tartışması, Washington ile Pekin arasındaki teknoloji rekabeti nedeniyle uluslararası ölçekte çok daha karmaşık bir boyut kazanıyor.
Anthropic CEO’su Dario Amodei, yapay zekâ geliştirme sürecinin belirli alanlarda yavaşlatılması gerektiğini savunan isimlerin başında geliyor. OpenAI CEO’su Sam Altman ve Elon Musk da yapay zekânın oluşturabileceği riskler konusunda benzer endişeleri dile getirdi.
Buna karşın Çin açısından mesele yalnızca teknolojinin güvenli şekilde geliştirilmesiyle sınırlı değil. Yapay zekâ; ekonomik büyüme, teknolojik bağımsızlık, ulusal güvenlik ve ABD ile yürütülen stratejik rekabetin önemli başlıklarından biri olarak görülüyor.
Çin yapay zekâdan vazgeçmek yerine kontrolü artırmayı hedefliyor
Pekin yönetimi, yapay zekânın kontrol dışına çıkabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmiyor. Çin hükümeti daha yıllar önce yapay zekânın mahremiyet, toplumsal düzen ve uluslararası ilişkiler üzerinde oluşturabileceği risklere dikkat çekmişti.
Bu yaklaşım zaman içerisinde çeşitli düzenlemelere de dönüştü. Çin’de yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin belirli koşullarda etiketlenmesi zorunlu hale getirildi. Reşit olmayanların yapay zekâ tabanlı sanal arkadaşlarla etkileşimi konusunda sınırlamalar getirildi ve deepfake teknolojisinin dezenformasyon amacıyla kullanılmasına yönelik yasaklar uygulamaya konuldu.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de Temmuz ayında yaptığı açıklamada yapay zekânın “her zaman insan kontrolü altında” tutulması gerektiğini vurguladı.
Şi’nin bu açıklaması, Çin’in yapay zekâ yönetimi konusunda uluslararası diyaloğu geliştirmek amacıyla oluşturduğu Dünya Yapay Zekâ İşbirliği Örgütü kapsamındaki girişimlerin gündeme geldiği bir dönemde geldi.
Çin’in Siber Alan İdaresi ise Eylül ayında yayımladığı yapay zekâ güvenliği çerçevesinde, teknolojinin insanlığın varlığını ve gelişimini tehdit edebilecek bir noktaya ulaşmasını önlemek için proaktif önlemler alınması gerektiğini belirtti.
ABD ve Çin’in risk anlayışları aynı değil
Çinli yetkililer yapay zekânın kötüye kullanılabileceğini ve kontrol sorunları yaratabileceğini kabul ediyor. Ancak Çin’deki tartışmalar, ABD’deki bazı çevrelerde olduğu gibi yapay zekânın insanlığın tamamen ortadan kalkmasına yol açabileceği senaryolar etrafında yoğunlaşmıyor.
Hong Kong Üniversitesi’nden Prof. Zeng Jinghan, ABD-Çin arasındaki yapay zekâ görüşmelerine katılan isimlerden biri. Zeng’e göre Çin’deki yapay zekâ yönetimi aynı anda ekonomik büyümeyi desteklemek, teknolojik ve toplumsal riskleri sınırlamak ve siyasi otoriteyi korumak gibi farklı hedefleri yerine getirmeye çalışıyor.
Shenzhen Yapay Zekâ ve Toplum için Robotik Enstitüsü yöneticisi Dr. Shaoshan Liu da iki ülkenin tartışmalarındaki farklılığa dikkat çekiyor.
Liu’ya göre Çin’deki tartışmalar daha çok teknolojinin kontrol edilebilirliği, kötüye kullanım ihtimali ve toplumsal sonuçlar üzerinde yoğunlaşırken, ABD’deki tartışmaların önemli bir bölümü yapay zekânın gelecekte insan kontrolünden çıkabileceği veya insanlığın varlığını tehdit edebileceği varsayımsal senaryolara odaklanıyor.
Bu nedenle Pekin açısından çözüm, yapay zekâ araştırmalarının tamamen yavaşlatılması değil; teknolojinin gelişimini sürdürürken ortaya çıkan risklerin yönetilmesi olarak şekilleniyor.
Çin’in ekonomik hedefleri de önemli
Çin’in yapay zekâ konusundaki yaklaşımını yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklamak mümkün değil.
Ülke ekonomisinin büyüme hızının baskı altında olduğu bir dönemde Pekin, yapay zekâyı yeni ekonomik büyüme alanlarından biri olarak görüyor. Tarımdan sağlık sektörüne, üretimden savunmaya kadar çok farklı alanlarda yapay zekâ kullanımının yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Tencent, Alibaba, Baidu ve ByteDance gibi büyük Çinli teknoloji şirketleri kendi yapay zekâ modellerini geliştirirken, 01.AI, DeepSeek, MiniMax, Moonshot AI ve Z.ai gibi daha yeni şirketler de küresel ölçekte dikkat çekiyor.
Dolayısıyla Pekin’in önündeki temel meselelerden biri, yapay zekâ sektörünün gelişimini sürdürürken bunun getirdiği güvenlik ve toplumsal riskleri nasıl sınırlandıracağı.
Dr. Liu’nun değerlendirmesine göre bu yaklaşım, teknolojik ilerlemenin durdurulması gerektiğini savunmaktan oldukça farklı.
Yapay zekâ artık ABD-Çin rekabetinin merkezinde
Yapay zekâ tartışmasının bir başka boyutu ise doğrudan jeopolitik rekabet.
ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekâ alanındaki gelişmeleri Çin ile yürütülen yüksek riskli bir teknoloji yarışı olarak tanımlıyor. Trump, ABD’nin yapay zekâda Çin’in önünde olduğunu ve bu konumun korunması gerektiğini daha önce açıkça ifade etti.
Çin tarafında da yapay zekâ artık yalnızca ekonomik veya teknolojik bir alan olarak değerlendirilmiyor.
Çin’in üst düzey istihbarat yetkililerinden Chen Yixin, Eylül ayında devlet kontrolündeki bir dergide yayımlanan makalesinde yapay zekâ geliştirme yarışını “büyük güçler arasındaki stratejik rekabetin yeni bir alanı” olarak tanımladı.
Bu nedenle ABD’deki teknoloji şirketlerinden gelen “gelişme hızını düşürme” çağrıları Pekin’de yalnızca güvenlik önerisi olarak değerlendirilmiyor. Çin açısından böyle bir yavaşlama, iki ülke arasındaki teknoloji yarışının dengelerini de etkileyebilir.
Amodei’nin açıklamaları Çin’de tepki çekti
Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin yapay zekânın oluşturabileceği risklere yönelik son uyarıları Çin devlet medyasında da gündeme geldi.
Amodei, ABD’nin yapay zekâ alanındaki liderliğinin daha da güçlenmesinin Çin’i daha kontrollü ve yavaş bir geliştirme yaklaşımına yöneltebileceğini savunuyor.
Ancak Çin devlet medyası bu değerlendirmeye eleştirel yaklaştı. Ağustos ayında, Amodei’nin açıklamalarından kısa süre önce Çin devlet medyası tarafından Anthropic’in kurucu ortağının şirketinin politikalarını ABD’nin jeopolitik çıkarlarıyla uyumlu hale getirdiği yönünde eleştiriler yayımlandı.
CCTV tarafından yönetilen Yuyuantantian adlı sosyal medya hesabında da Amodei’nin yaklaşımı, ABD’nin çıkarlarını öne çıkardığı iddiasıyla eleştirildi.
Bu tablo, yapay zekânın güvenliği konusunda iki ülke arasında ortak noktalar bulunsa bile teknoloji geliştirme hızının söz konusu olduğu alanlarda güven sorununun ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.
Washington ve Pekin ortak bir zemin bulabilir mi?
ABD ile Çin arasındaki rekabet, yapay zekâ konusunda kapsamlı bir uluslararası anlaşmaya ulaşılmasını zorlaştırıyor.
Şi Cinping ile Donald Trump’ın bu ayın sonlarında Washington DC’de gerçekleştirmesi planlanan görüşmede yapay zekânın da önemli gündem maddelerinden biri olması bekleniyor. Çinli yetkililerin yapay zekâ konusunu görüşmeler açısından önemli başlıklardan biri olarak değerlendirdiği bildiriliyor.
Ancak uzmanlar, iki ülkenin yapay zekâ geliştirme hızına ilişkin bağlayıcı bir anlaşmaya ulaşmasının kolay olmayacağı görüşünde.
Oslo Barış Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Ilaria Carrozza’ya göre, iki ülke yapay zekânın devlet dışı aktörler tarafından kötüye kullanılması veya yapay zekâ destekli siber saldırılar gibi alanlarda ortak kurallar üzerinde çalışabilir.
Bununla birlikte, ABD ve Çin’in kendi yapay zekâ modellerini ne kadar hızlı geliştireceğini sınırlandıracak bir anlaşma yapması çok daha zor görünüyor. Çünkü böyle bir düzenleme, iki ülkenin hem ekonomik hem de stratejik rekabetinin doğrudan merkezine dokunuyor.
Carrozza’ya göre tarafların ticari sırların paylaşılmasını veya sürekli doğrulama mekanizmalarını gerektirmeyen alanlarda uzlaşması daha mümkün. Buna karşılık, yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızını doğrudan sınırlayan düzenlemeler konusunda ortak bir zemin oluşturmak çok daha karmaşık.
Sonuç olarak Çin, yapay zekânın oluşturabileceği güvenlik ve toplumsal riskleri kabul ediyor ancak bunun çözümünü teknolojik ilerlemeyi durdurmakta görmüyor. Pekin’in yaklaşımı, yapay zekâ sektörünü büyütmeye devam ederken düzenlemeler ve devlet politikaları aracılığıyla riskleri kontrol altında tutmak üzerine kuruluyor.
ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet ise bu yaklaşımı daha da önemli hale getiriyor. Bu nedenle yapay zekânın güvenliği konusunda iki ülkenin bazı ortak kurallar geliştirmesi mümkün olsa da, teknolojik gelişme hızının sınırlandırılması gibi doğrudan rekabetin merkezine dokunan konularda anlaşma sağlanması çok daha zor görünüyor.

