Bazı şarkılar vardır, sadece notalardan oluşmaz; içinde yaşanmışlık, dumanı üstünde bir keder ve dindirilemeyen bir sızı taşır. Volkan Konak’ın o gür ama bir o kadar da titreyen sesiyle hayatımıza giren “Cerrahpaşa” tam da böyle bir eser. Dinleyenin içini cız ettiren, Karadeniz’in hırçın dalgalarını bir hastane koridorunun soğuk sessizliğine hapseden bu ağıtın hikayesi, aslında hepimizin ortak korkusu olan “kaybetmek” üzerine kurulu.
Gelin bu hüzünlü hikayenin derinliklerine birlikte bakalım.
Cerrahpaşa’nın Gerçek Hikayesi
Bu türkü, kurgusal bir acıdan değil, bizzat Volkan Konak’ın kalbinin tam ortasından, babası Cevat Konak‘ı kaybedişinden doğmuştur.
Hikaye, kanser illetinin aileye musallat olmasıyla başlar. Volkan Konak, babasını tedavi ettirebilmek için Karadeniz’den İstanbul’un yolunu tutar. Durakları, o dönemin en önemli tıp merkezlerinden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘dir. Günler geceleri kovalar, hastane koridorları bir umut kapısı olmaktan çıkıp yavaş yavaş bir bekleyiş zindanına dönüşür.
Beyaz Önlüklerin Soğuk Haberi
Volkan Konak, babasının başucunda beklerken modern tıbbın çaresiz kaldığı o ana tanıklık eder. “Kuzey’in Oğlu” için babası sadece bir ebeveyn değil, arkasındaki koca bir dağdır. Ancak o dağ, Cerrahpaşa’nın beyaz duvarları arasında günden güne erir. Sonunda doktorların o ağır cümlesi duyulur. Türkünün en can yakıcı yeri de burasıdır:
“Doktorlar dedi bana: ‘Babanız öldü.’ O an Cerrahpaşa benim için bir şifa yurdu değil, babamı benden alan bir kara delik oldu.”
Konak, bu acıyı içinde tutamaz ve kemençenin o ağlayan sesiyle birleştirerek bu ölümsüz ağıtı yakar. Aslında tepkisi doktorlara veya hastaneye değil, ölümün o soğuk ve geri dönülemez yüzünedir.
Cerrahpaşa Türküsü Sözleri
Türkünün her bir satırı, Karadeniz insanının samimiyetini ve acısını en çıplak haliyle yansıtır:
Cerrahpaşa
Oy dereler dereler, akıp gider yukarı
Gözlerimin yaşları, döndü dere yukarı
Cerrahpaşa’ya koydum, canımın yarısını
Doktorlar bulamadı, babamın çaresini
Yaş kiremit kurur mu, ateş vurmayınca
Hicran biter mi acep, babaya doymayınca
Doktorlar dedi bana, “Babanız öldü”
Cerrahpaşa’nın yolları, karanlığa gömüldü
Kemençem dertli çalar, derdim var dağlar kadar
Babamın mezarı başında, bir garip evlat ağlar
İstanbul’un kalbinde, bir dertli köşe varmış
Meğer Cerrahpaşa, can alan bir yuvaymış
Neden Bu Kadar Çok Sevildi?
Cerrahpaşa’yı diğer türkülerden ayıran şey, samimiyetidir. Volkan Konak bu şarkıyı söylerken şarkı söylemez; adeta o anı yeniden yaşar. Dinleyici, o hastane koridorundaki ilaç kokusunu, çaresiz bekleyişi ve “eyvah” dediğimiz o son anı hisseder.
Şarkı sadece babasını kaybedenlerin değil; sevdiklerini, umutlarını veya gençliğini bir hastane odasında bırakan herkesin ortak marşı haline gelmiştir. Karadeniz’in o kendine has feryadı, bu türküyle evrensel bir yas formuna bürünür. Bu hüzünlü yolculuğu bir nebze de olsa aydınlatmak gerekirse müzik, acıyı dindirmez belki ama onu paylaşılabilir kılar.
